Türk mitolojisinde; Türklerin renklerle ilgisinin önemli bir yer tutduğu; mavi (gök mazisi, turkuaz), beyaz/ak ve al/kızıl renkleri başta geldiğini; al rengin kırmızıdan farklı, kutsal, Tanrısal bir renk olduğu bilinmektedir.
Türkmen boylarının çok eskiden beri al renkli başlıklar giydiği bilinir. Başlıkların tepe kısmının yani Tanrıya bakan kısmının, Tanrısal renk saydıkları al renkte olduğu bilinmektedir. Bugün bile hala efelerde, seymenlerde ve zeybeklerin başlıklarında al rengi görebiliriz.
Al renk adı kutsallık içerdiği içindir ki, Türkler, "kırmızı bayrak" değil "al bayrak," "kırmızı kan" değil "al kan," demişlerdir. Yüceltmek, övmek, kutsamak karşılığında da, "allamak" sözünü kullanmışlardır. Bugün dilimizde kullandığımız "allamak pullamak" sözü de aynı maksatla kullanılmaktadır.
Kızıl veya al renk, güneşin doğmak üzere iken ve yine battıktan hemen sonra gökyüzüne yansıttığı kırmızımsı renktir. Kırmızı (al/Kızıl), Türklerde, göğün zirvesini ve ateşi ifade eder. Türklerde; ateş, kötü ruhları kovduğu ve insanın kötü ruhlardan temizlediğine inanılır. Türklerde al/kızıl renk yüce bir renktir. Ululuk ifade eder. Bu renk ateşle simgelendirilir. Ateş kötü ruhların efendisidir.
Dolayısıyla, ateş ululuk ifade eden, ruhani bir simgedir. Ülke gündeminin bu kadar karmaşık ve yoğun olduğu şu günlerde, sessiz sedasız havaya ve toprağımıza ateş düştü, yani büyüklerimizin deyimiyle cemre düştü. Peki, cemre ne demektir?
Cemre, kor durumundaki ateş demektir. Halk arasında baharın geldiğini simgeleyen sıcaklık artışıdır. Üç tane cemre vardır. Birinci cemre havaya(19-20 Şubat), ikinci cemre suya (26-27 Şubat) ve son cemre (5-6 mart) toprağa düştüğüne inanılıyor.
Dolayısıyla yarın toprağa cemre düşüyor.
Yani, kor düşüyor, ateş düşüyor
Ve bahar geliyor.
Alev oluyor doğa, diriliyor,uyanıyor.
Tomurcuk oluyor, çiçek oluyor, taze kokulu yaprak oluyor sonunda.
Diriliyor, kendi içinde temizlenmiş ağaçlar.
Tıpkı, dirilişini bekleyen benliğim gibi.